pexels-photo-768943
Gebeliğe özgü deri hastalıkları

Gebelik dönemi, çeşitli hormonal, damarsal, metabolik, psikolojik, bağışıklık sistemindeki değişikliklerin olduğu önemli bir dönemdir. Bu dönemde, deride doğal olarak beklenen değişikliklerin yanı sıra gebeliğe özgü olan ve doğum sonrasında gerileyen çeşitli deri hastalıkları da görülebilmektedir.  

Fizyolojik (doğal) olarak beklenen deri değişiklikleri hemen hemen gebelerin büyük çoğunluğunda gözlenir ve doğumdan sonra zamanla kaybolur ve tedavi gerektirmez. Gebelik döneminde gözlenen fizyolojik deri değişiklikleri özetle şunlardır:

  1. Kloazma (Gebelik maskesi): Yüzde, alın-yanaklar, bıyık bölgesi ve burun üzerinde ortaya çıkan renk değişikliğidir. Gebeliğin son üç ayının yaz aylarına rastlaması, koyu tenli olmak gibi faktörler kloazma olasılığını arttırır. Kloazma, bazı gebelerde doğum sonrası kaybolmakla birlikte bazen kalıcı olmaktadır. Genellikle yaz aylarında güneş ışığı ile artış gösterir, kışın rengi açılır. Tedavisi oldukça zor bir durumdur. En çok leke açıcı kremler, glikolik asit, Jessner gibi peeling’ler kullanılsa da temel unsur yüksek faktörlü güneşten koruyucuların yaz-kış sürekli kullanılmasıdır.
  2. Deride renk koyulaşması: Meme başı, dış genital organlar ve karın orta hatta meydana gelen renk koyulaşması (genellikle kahverengi-siyah), doğum sonrasında giderek azalır ve kaybolur.
  3. Kıllanmada artış: Bazı bölgelerde hormonlar nedeniyle kıllanmada artış görülebilir, genellikle doğum sonrası düzelir.
  4. Diğer: Varisler (özellikle bacaklarda), benlerin sayı ve ebatlarında artış, tırnaklarda kolay kırılma ve terlemede artış olarak sayılabilir (1,2). Renkli benlerdeki büyüme, doğum sonrasındaki 6-12 ay içinde geri dönebilmektedir. Benlerdeki asimetrik büyüme ve renk değişikliği durumlarında mutlaka bir dermatoloğa başvurmak gerekir, çünkü malign melanoma (renkli benlerin habis tümörü) riski gebelikte artmıştır.

 

Doğum çatlakları adı verilen “stria distancae”lar ise, fizyolojik deri değişiklikleri arasında yer alsa da kalıcı olmaları nedeniyle önemli kozmetik sorun yaratabilmektedir. Bu çatlakların oluşmaması için deri yapımını arttıran bir takım kremlerin gebelik esnasında (ilk üç aydan sonra) kullanılması önerilmektedir. Gebelik sonrasında ise bu çatlaklar henüz daha kırmızı iken yapılacak bir takım tedaviler (peeling, mezoterapi, lazer vb.) çatlakların görünürlüğünü azaltacaktır. Eğer aradan zaman geçmiş ve çatlaklar beyazlamış ise tedavilerden iyi sonuç alınmayacaktır.

Gebeliğe Özgü Olan Deri Hastalıkları

Yalnızca gebelik ve doğum sonrası erken dönemde görülen iyi tanımlanmış bir grup hastalıktan oluşmaktadır.

Gebeliğe özgü olan deri hastalıkları başlıca dört başlık altında incelenebilir (1):

  1. Pemfigoid Gestasyones
  2. Gebeliğin Polimorfik  Erüpsiyonu
  3. Gebeliğin İntrahepatik Kolestazı
  4. Gebeliğin Atopik Erüpsiyonu

Pemfigoid Gestasyones

Genellikle gebelikte ortaya çıkan otoimmun (bağışıklık sisteminin kendi dokularına karşı reaksiyon göstermesi) büllöz (içi serum dolu kabarcıklarla seyreden) bir hastalıktır. Görülme sıklığı 1/1.700 ile 1/50.000 arasında değişmektedir.  Kalıtımsal olarak yatkınlığı olan bireylerde görülme oranı daha fazladır.  Genellikle 2. ve 3. trimestr’de (yani gebeliğin 4-9. ayları içinde) başlar ancak nadiren ilk üç ayda veya doğum sonrası erken dönemde de görülebilir. Şiddetli kaşıntı en önemli bulgudur. Kaşıntı göbek çevresinden başlar.  Daha sonra kalça, gövde, kol ve bacaklara yayılır.  Yaralar, önce kırmızı kabarıklıklar şeklinde iken daha sonra bunların üzerinde içi sıvı dolu kabarcıklar (vezikül ve büller) halini alır.

Doğumdan sonra gerilemekle birlikte bazı hastalarda doğumdan sonra alevlenmelerin olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu nedenle gebenin doğum sonrasında da izlenmesi gerekir.  Bazı hastalarda adet öncesi ve doğum kontrol ilacı kullanımı ile hastalık tekrar edebilir.  Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma riski bulunmaktadır. Nadiren bebekte de anneden geçen antikorlara bağlı olarak deride geçici olarak görülebilen kabarcıklar oluşabilir (1,2,3,4).

Tanı için en önemli test hasarlı deriden alınacak küçük bir biyopsidir. Bu biyopsi parçası özel boyalar (Direk immunfloresan) ile incelendiğinde, bazal membran boyunca (üst deri ile orta deri bağlantısı) çizgi şeklinde boya birikimi (kompleman 3) olması tanı koydurucudur (2).

Tedavide erken dönemde kaşıntı giderici losyonlar ve kortizonlu kremler kullanılır. Ancak hastalık yaygınlaşmışsa, sistemik olarak kortizon başlanır ve doğum sonrası döneme kadar kullanmak gerekir. Kortizona dirençli hastalarda, doğum sonrası başlamak kaydıyla, azatiyopürin, dapson, immunoglobulin, plazmaferez gibi özellikli tedaviler kullanılabilir. Önemli bir nokta da, hastalığın sonraki gebeliklerde tekrarlayabilmesidir (2,3).

Gebeliğin Polimorfik Erüpsiyonu

Daha çok çatlaklarda yoğunlaşan, şiddetli kaşıntı yanı sıra kızarık, deriden kabarık papül ve plaklarla karakterizedir. İyi seyirli bir hastalıktır. Sıklıkla ilk gebelikte ve 3. trimestr’de (yani son 3 ayda) görülür.  Görülme sıklığı 1/130 ile 1/300 arasındadır. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte karın duvarının aşırı gerilmesi ve buna bağlı olarak bağ dokusunda meydana gelen hasarın bağışıklık sisteminin aşırı yanıtını tetiklediği düşünülmektedir. Kaşıntının gebeyi çok rahatsız etmesi dışında hastalığın seyri iyidir, bebekte sorun oluşturmaz. Çoğunlukla 6 haftada düzelir. Hastalığın görünümü tipik olup tanı koydurucudur, nadiren biyopsi gerekir (2,3).

Tedavide lokal kortizonlu kremler, nemlendiriciler ve antihistaminikler çoğunlukla yeterlidir. Bazen dirençli olgularda sistemik kortikosteroid gerekir (1,2).

Gebeliğin İntrahepatik Kolestazı

Gebeliğin geç döneminde ortaya çıkan, kolestaz’a (safra akışının durması) bağlı gelişen kaşıntılı bir tablodur.  Şiddetli kaşıntı nedeniyle deride yaygın kaşıntı izleri diğer gebelik dermatozlarından farklı olarak daha yoğun olarak görülür. Fetüs için risk mevcuttur. Erken müdahale edilmezse fetüs kaybedilebilir.  Sıklığı %0.1-2.4 arasındadır.  Safra kesesinde taş bulunması, hepatit C pozitif olan hastalar, çoğul gebelik ve ileri anne yaşı risk faktörleridir.  Serumdaki safra asitlerinin artması nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Tedavide “ursodeoksikolik asit” kullanılması, hem anne hem de bebek için riskleri azaltır. Anne ve bebeğin yakın takibi gereken bir tablodur.  Sonraki gebeliklerde de tekrarlama olasılığı vardır(3,4).

Gebeliğin Atopik Erüpsiyonu

Atopisi (Doğuştan allerji yatkınlığı) olan gebelerde ortaya çıkan kaşıntı ve egzama benzeri döküntülerle giden bir tablodur. Yüz, boyun, kolların iç kısımlarında kızarıklık, kaşıntı ve küçük kabartılar gözlenir. Bu hastalarda genellikle deri kurudur.  Yukarıda sayılan diğer gebelik dermatozlarından ayırt edilmesi gerekir.  Serumda IgE düzeyleri bu hastalarda yüksektir.  Bebek için risk yoktur. Diğer gebeliklerde tekrar etme riski vardır.  Tedavide orta güçte kortizonlu kremler, nemlendiriciler, UVB (ultraviyole B) fototerapisi kullanılmaktadır (2,3,4).         

Bunlar dışında başka gebeliğe özgü hastalıklar varsa da nadir görülürler. Gebelik dermatozlarının ortak özellikleri ve önemine değinecek olursak:

  1. Genellikle çok kaşıntılıdırlar,
  2. Gebeliğin son üç ayında görülürler,
  3. Bazı durumlarda bebek için risk olabilir,
  4. Gebelikte ilaç kullanma zorluğu nedeniyle yarar/zarar oranını düşünerek tedavilerini çok iyi planlamak gerekir,
  5. Gebelik sonrasında –çoğunlukla- iyileştikleri için, çok zor durumlarda doğumu biraz öne çekmek gerekebilir,
  6. Kadın Doğum uzmanı ve Dermatolog işbirliği ile gebelerin hastalıkları hakkında bilgilendirilmesi ve uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesi, bu dönemin kolay atlatılmasını sağlamaktadır.  

KAYNAKLAR

  1. Ambros-Rudolph CM, Müllegger RR, Vaughan-Jones SA, et al. The specific dermatoses of pregnancy revisited and reclassified: results of a retrospective twocenter study on 505 pregnant patients. J Am Acad Dermatol 2006;54:395-404.
  2. Parlak AH. Gebeliğe özel dermatozlar. Turkderm 2007; 41(1):1-7.
  3. Cohen LM, Kroumpouzos G: Pruritic dermatoses of pregnancy: to lump or to split? J Am Acad Dermatol 2007;56:708-709.
  4. Ambros-Rudolph CM: Dermatoses of pregnancy. JDDG 2006;9:748-759.

                                            

Doç.Dr.İlgen Ertam,

Prof.Dr. Tuğrul Dereli.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı, İzmir.

 

 

  • Gönderiyi Paylaş